Şefkat TurizmŞefkat Turizm

Hac Hakkında Bilgiler

Hac Hakkında Bilgiler

1. Gün > İSTANBUL / CİDDE / MEKKE
Daha önceden sizlere belirteceğimiz saatte Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Gidiş Terminali Elçi Turizm kontuarı önünde buluşma. Suudi Arabistan Havayolları kontuarında yapılacak bilet ve bagaj işlemler-inin ardından Cidde’ye uçuş. Varış ve pasaport işlemlerinden sonra otelimize transfer ve yerleşme. Görevlilerimiz ile toplu olarak çevre tanıtımı ve umrenin ifası.

 

2. Gün > MEKKE
İbadet ve şahsi ihtiyaçlarınız için serbest gün.

 

3. Gün > MEKKE
Erken kahvaltının ardından saat 07:00’ de otel lobisinde buluşma ve ziyaretler için hareket.
Mekke civarında bulunan Sevr Dağı, Arafat, Müzdelife, Müna, Şeytan Taşlama mahalleri, Nur Dağı, Cennetül-Mualla Kabristanı, Cin Mescidi ve Peygamber Efendimiz’ in doğduğu evin bulunduğu yere ziyaret turu ve Hac tatbikatı için hareket
(yaklaşık 3 saat ).

 

4. Gün > MEKKE
İbadet ve şahsi ihtiyaçlarınız için serbest günler. Haccın Sa’yını önceden yapmak isteyenlerin saat 21:00’ de ihramlı olarak görevlilerimizin eşliğinde otelden Mescid’i Harem’ e hareketleri.

 

5. Gün > MEKKE VAKFEMİZ KABUL OLSUN
Erken kahvaltıdan sonra 07:45’de ihramlı olarak özel otobüslerimiz ile Arafat’ a hareket.Gün boyu özel çadırlarımızda vakfe ibadeti. Gün batımında Müzdelife’ ye hareket.

 

6. Gün > MEKKE BAYRAMIMIZ MUBAREK OLSUN
Müzdelife vakfesinden sonra Mina’da şeytan taşlama ve otelimize dönüş. Kurbanların kesilmesi. İhramdan çıkış.

 

 7. Gün > MEKKE
Saat 07:15’de görevlilerimizin eşliğinde Hac Tavafı ve Say’ının yapılması. İkindi namazını müteakip 16:40 ‘da şeytan taşlaması için Mina’ya gidiş – dönüş.

 

8. Gün > MEKKE HACCIMIZ MAKBUL OLSUN
16:40 ‘ da şeytan taşlaması için Mina’ya gidiş – dönüş. Hac ibadeti ile ilgili vecibelerin sona ermesi.

 

9. Gün > MEKKE
İbadet için serbest gün. En geç 22:00 ‘ye kadar bagajların oda kapıları önüne bırakılması.

 

10. Gün > MEKKE – MEDİNE
Kahvaltı otelimizde. Saat 08:00’de Medine’ye hareket. Varış ve otele yerleşmenin ardından toplu olarak görevlilerimiz refakatinde çevre tanıtımı. Ravza ve Cennetül-Baki selamlaması. .

 

11. Gün > MEDİNE
Sabah namazını müteakip erkek misafirlerimiz ile saat 05:15’ de 41 nolu kapının önünde buluşarak, görevlilerimiz refakatinde Kabristan ve Mescid-i Nebevi’nin içeriden tanıtılarak, Peygamber Efendimizi ve Sahabi kabirlerinin ziyaret edilmesi. Hanımların kahvaltıdan sonra saat 07:30’ da otel lobisinde hanım görevlimiz ile buluşarak Mescid ve Kabri Saadet ziyaretleri. Kahvaltı otelimizde. Erkek misafirlerimiz, görevlimizin daha önceden belirteceği yerde buluşarak, görevlilerimiz refakatinde Cennet ül Baki ziyareti. Günün geri kalan bölümü serbest.

 

12. Gün > MEDİNE
Erken kahvaltının ardından 07:00’ da otel lobisinde buluşma ve ziyaretler için hareket. Medine civarında bulunan Uhud Şehitliği, İki Kıbleli Mescid, Hendek Harbi’nin cereyan ettiği mahal ve Kuba Mescidi’ne ziyaret turu. Günün geri kalan bölümü serbest.

 

13. Gün > MEDİNE / İSTANBUL
Medine Havalimanı’na transfer. Bilet ve pasaport işlemlerinden sonra İstanbul’a uçuş.

 

NOT: Zorunlu hallerde içerik aynı kalmak şartı ile programda değişiklik yapılabilir.


MESCİD-İ HARAM

 

Mescid-i Haram, Mekke-i Mükerreme’de ortasında Kâbe’nin bulunduğu büyük bir mabeddir. Mescid-i Haram’a “Harem-i Şerif” de denilmektedir. Yeryüzünde ilk yapılan mescid budur. Mescid-i Haram denilmesi, ihtiram ve saygı vacip olduğu içindir. Hadis-i Şerif de: Mescidimde (Medine’deki Mescid-i Nebevî) bir namaz, başka mescidlerde kılınan bin namazdan daha faziletlidir. Mescid-i Haram’da kılınan bir namaz ise diğer mescidlerde kılınan yüz bin namazdan daha faziletlidir. buyuruldu.Burada ikram edeceğiniz bir bardak su, başka yerlerde yüzbin kişiye ikram edeceğiniz suya eşittir. Aynı şekilde bu kudsî beldede işleyeceğiniz bir günah ve adapsızlık da yüzbinle çarpılır.

 

Mescid-i Haram ve metaf (tavaf alanı) zamanımıza kadar zaman zaman genişletilmiştir. Şöyleki: Hz.Ömer, (r.a.) etrafda bulunan kulübeleri satın alıp genişletti ve etrafını duvarla çevirip, duvarların üzerine de kandiller koydurdu. Hz. Osman, (r.a.) biraz daha genişletip, duvarları yükseltti ve duvarların üzerine sundurmalar koydurttu.Devlet-i Ali Osmaniyye, tavaf alanını şu andaki mevcut hâline genişletti. Kenarlarına altın işlemeli varaklar (kubbe) yaptı. Amma kubbelerin Beytullah’dan yüksek olmamasına dikkat etti.Suudlar zamanında mescit kısmı son şekliyle genişletildi. KÂBE Allah’a c.c ibadet olunmak üzere, yeryüzündeki ilk yapılan bina Kabe’dir. Kabe, Mescid-i Haram’ın ortasında, duvar uzunlukları 11-12 m. arasında değişen yaklaşık 13 m. yüksekliğinde, taştan yapılmış dört köşe bir binadır. Üzeri, her sene hac mevsiminde yenilenen siyah bir örtü ile örtülüdür.Köşelerinden çapraz olarak iki hat geçtiği düşünülürse, bu hatların uçları yaklaşık olarak dört aslî yönü gösterir. Bu köşelerden herbirinin ayrı ismi vardır:Doğu köşesine “Rükn-i Hacer-i Esved” veya “Rükn-i Şarkî”, güney köşesine “Rükn-i Yemanî”, batı köşesine “Rükn-i Şamî”, Kuzey köşesine de “Rükn-i Irakî” denir.

 

Hacer-i Esved Hz. İsmail’in Ebu Kubeys dağından getirdiği “Hacer-i esved” denilen taşı Hz. İbrahim, tavafa başlanacak yere işaret olarak, halen bulunduğu köşeye yerleştirdi. Bina tamamlanınca ilk tavafı yapan Hz. İbrahim ve Hz. İsmail: “Ey Rabbımız, bizden bu hizmeti kabul buyur, şüphesiz ki sen, duamızı duyuyor, niyetimizi biliyorsun” diye niyaz ettiler. (Bakara 127) Kabe’nin inşası bittikten sonra Cenab-ı Hak, Hz. İbrahim’e, bütün insanları haccetmek üzere davet etmesini emretti. (Hac, 27-29) (6890)-

 

İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Haceru’l-Esved’e yöneldi, sonra dudaklarını üzerine koyup uzun müddet ağladıktan sonra ondan ayrıldı. Bir de baktı ki, Hz. Ömer de yanında, o da ağlıyor. Hemen: “Ey Ömer, gözyaşları burada dökülür” dedi.(K.Sitte)

 

Hacerü-l Esved, Âdem a.s. ile berâber cennetden indirildi. Âdem (a.s.) Kâbe-i Muazzamaya yerleştirdi, Nuh tufanında Ebu kubeys Dağına emanet edildi, İbrahim a.s. Beytullahı bina ederken şimdiki yerine yerleştirdi.Bilâhere 12 parşaya bölünen Haceru-l Esvedi Sultan Dördüncü Murat Han kurşun içersine toplayıp, gümüşden bir muhafaza yaptırdı. Dört mezhebin ittifakı ile: Kimseye eziyet etmeden, kendi de ezâ görmeden Hacer-i Esved’i öpmek lâzımdır. Çünkü öpmek sünnet, ezadan kaçınmak vaciptir. Tavafa başlarken, her şavtın sonunda ve sa’ye başlarken bu taşı istilam etmek sünnettir. (Buhari)Efendimiz s.a.v buyurdular ki: “Muhakkak ki, Hacer-i Esved, cennet yakutlarından bir yakuttur. O kıyamet günü iki gözü, kendisini hak ve sıdk ile istilam edenlere şahitlik yapan ve konuşan bir dili olduğu halde diriltilir.”Âbis b. Rebîa (r.a) anlatıyor: “Ben Hz. Ömer’i (r.a) Haceru’l-Esved’i öperken gördüm. Onu hem öptü, hem de:”Biliyorum ki sen bir taşsın, ne bir faydan ne de zararın vardır. Ben Resûlullah’ı (s.a.v) seni öper görmeseydim, seni asla öpmezdim” dedi.” [Buharî]

 

Atâ, Haceru’l-Esved’in bulunduğu köşeye gelince:”Ey Ebu Muhammed! Bu Haceru’l-Esved rüknü hakkında ne işittin?” dedi. Atâ şu cevabı verdi:”Ebu Hureyre (r.a) bana, Resûlullah’ın (s.a.v):”Kim Haceru’l-esvede yönelirse, şüphesiz Rahmân (olan) Allah’a yönelmiş olur” buyurduğunu anlattı.” Hatim Ve Hicr-İ İsmâil Rükn-i Irâkî ile Rükn-i Şâmî’nin arasında, altın oluğun karşısında, Kâbe’nin kuzeybatı tarafında, yerden 1,25m yükseklikte, 1,5m kalınlığında, yarım dâire şeklindeki duvara hatim denir. Tavâf bu duvarın dışından yapılır. Bu duvar ile Kâbe arasındaki boşluğa da Hicr-i Kâbe veya Hicr-i İsmail denir.Hz. İbrahim’in yaptığı Kabe binasına bu kısım da dahildi. Dolayısıyla Hatim’in iç kısmı Kâbe’den sayılır. Peygamberimizin nübüvvetinden 5 yıl kadar önce Kabe’nin Kureyş kabilesi tarafından yapılan tamiri sırasında inşaat malzemesi yetmediği için, bu kısım binanın dışında bırakılmıştır.( Kabe, Hz. İbrahim’in inşasından itibaren muhtelif tarihlerde tamir edilmiştir. Kureyşlilerin bu tamiri, Kabe’nin beşinci tamiridir.) Hz. İsmail ile annesi Hacer’in buraya defnedilmiş oldukları rivayet edilir. Kabe’ye dahil olduğu için, tavafın, bu duvarın dışından yapılması vaciptir.

 

Hz. Âişe vâlidemiz buyurdu ki; Kabe’nin içine girmeyi ve orada namaz kılmayı arzu ederdim. Rasülullah (s.a.v) bir gün elimden tutup beni Hatim’in içine soktu ve buyurdu ki; “Kâbe’ye girmek istediğin zaman Hatim’e gir. Orada namaz kıl, zira Hatim, Beytullahtan bir parçadır”.

 

Makamı İbrahim Makâm’ı İbrâhim: Beytullah’ı inşâ ederken Hz. İbrahim’in iskele olarak kullandığı mübârek taşın bulunduğu yerdir.Hz. Ismail taş taşıdı, Hz. İbrahim de duvarları ördü. Duvarlar yükselip yerden erişilemez olunca, Hz. İsmail “Makam-ı İbrahim” adı ile ziyaretgah olan taşı getirdi. Hz. İbrahim bu taşı, iskele olarak kullandı.Bu gün dâhî İbrahim Aleyhisselâm’ın mübarek ayaklarının izleri, bir mûcize olarak bu taşın üzerinde apaçık bir şekilde görülmektedir. Şimdi bu mübârek taş, kafes şeklinde camdan yapılmış bir muhafaza içinde tavaf mahallinde bulunmaktadır. Âyet-i kerimede: “Hani, biz Kâbe’yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim’den kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: “Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû ve secde edenler için evimi (Kâbe’yi) tertemiz tutun.” buyururdu. (Bakara 125) Eshab-ı Kiram başta olmak üzere Selef-i Salihin efendilerimiz namaz, zikir, dua ve sair ibadetler için Makam-ı İbrahim’de bulunmayı itiyat edinmişlerdir. Mümkün olduğu takdirde tavaf namazını Makam’ı İbrahim’de kılmak müstehaptır.

 

Mizâb-ı Kâbe (Altun Oluk) Yağmur sularının akması için, Kâbe’nin Hatim’e bakan üst kısmının ortasındaki Altın Oluğa Mizâb-ı Kâbe denir. Selef-i Salihin’den rivayet olunmuştur ki;“Hatim’in içinde, altın oluğun altında dua müstecabtır. Allah dostları ibadetlerini îfâ için burayı tercih etmişlerdir. Burası duânın çabucak kabûl edildiği yerlerdendir.”Hz. Osman (r.a) buyurdularki:“Bana sorun, nereden geliyorum.? Ben Oluğun altından, cennetten geliyorum. Oluğun altında kılınan namaz cennette kılınan namaz gibidir.” Mültezem Kâbe’nin, kapısı ile Rükn-i Hacer-i Esved arasındaki 2m yere mültezem-i şerif denir.Hacıların Beytullah’ı tavaftan sonra bu mübarek mevkide duayı iltizam etmelerinden dolayı “mültezem” diye isimlenmiştir.Amr İbnu Şuayb (r.a) babası tarikiyle bildiriyor:”Abdullah’la (ki babasıdır) tavafta bulundum. Haceru’l-Esved’e gelip istilâmda bulundu. Rükn ile kapı arasında (Mültezem’de) durarak göğsünü, yüzünü, kollarını ve avuçlarını şöyle yamadı -onları iyice açarak gösterdi- ve sonra:“İşte Resûlullah’ı (s.a.v) aynen böyle yaparken gördüm!” dedi. (Ebu Dâvud) Zemzem Kâbe’nin doğusunda, Cenab-ı Hakkın, Hz. Hacer ve oğlu İsmail Aleyhisselam’a ihsan ettiği sudur.Zemzem-i Şerif, 42 m derinliğindeki kuyudan çıkmaktadır. Peygamber Efendimiz buyurdularki: Allah Teâlâ, İsmail’in annesine rahmet eylesin, şayet o, zemzemi kendi haline bıraksa –yahut suyu avuçlamasa- idi, zemzem akar bir su olurdu”Zemzem-i Şerif’in fazileti hakkında Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyorlar ki:“Yeryüzü üzerindeki suların en hayırlısı zemzem suyudur. Onda taamların özü, maddi ve mânevi hastalıklara şifâ vardır.”“Zemzem suyu ne için içildi ise onun içindir. Eğer şifa dileyerek içecek olursan, Allah sana şifa verir. Şayet karnının doyması için içersen, Allah seni doyurur. Eğer susuzluğunu kesmesi için içersen, Allah hararetini keser. O, Cebrail’in (a.s) kazdığı su kuyusu ve yüce Allah’ın İsmail Aleyhisselam’a ikrâmıdır.”“Bizimle münafıklar arasındaki alametlerden birisi de onların zemzemden kana kana içemeyişleridir. O halde bizler zemzem’i kaburgalarımız doluncaya kadar içmeliyiz.”(6910)-

 

Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Zemzem suyu ne maksatla içilirse o maksatla faydalıdır.” (K.Sitte)Bu hadis, zemzem içerken niyet etme edebini getiriyor: Açlığın veya susuzluğun giderilmesine niyet edilebileceği gibi, hastalığa şifaya veya bir başka şeye de niyet edilebilir. Bazı şarihler bittecrübe, Allah’ın izni ile niyetlerinin yerine geldiğini ifade etmişlerdir.Allah Resûlü’nün (s.a.v) içinin zemzemle yıkanması, zemzem suyunun faziletine işaret etmektedir. Çünkü Peygamber Efendimizin (s.a.v) mübarek içi, mübarek yerde sadece zemzemle yıkanmıştır. Cennet suyu değil de neden zemzem? Allah Resûlü’nün (s.a.v) içi, daha temiz ve bereketli olan cennet sularıyla değil de zemzem ile yıkanmasının hikmeti nedir?Şayet cennet suyu ile yıkansaydı o yeryüzünde akan bir su olmadığı için ümmet bu dünyada onun bereketiyle nasiplenemeyecekti. Zemzemle yıkanmıştır ki o su, gökten inip yerde duran sulardandır. Ümmet ondan faydalanır. Zemzemin bereketi 1. Zemzem ümmet için bereket vesilesi olmuştur. 2. Zemzemin çıkış yeri, en bereketli yere (Kabe’nin yanına) hastır. 3. Zemzemin yeryüzüne ilk çıkış sebebi Allah Resûlü’nün (s.a.v) atası Hz. İsmail (a.s)olmuştur. 4. Hz. İsmail’in (a.s) annesi Hz. Hacer annemiz, zemzemle gıdalanıyordu. Yeme ve içme ihtiyacını onunla gideriyordu. Bu bereket, zemzemden başka bir suya verilmemiştir. 5. Zemzem, yeryüzüne Cibril-i Emin vasıtasıyla çıkmıştır. Zemzemin, aslı mübarektir, mübarek yerde çıkmıştır, mübarek seyyid (Hz.İsmail as) için ilk çıkarılmış, mübarek Emin (Cibril) vasıtasıyla çıkmıştır. Bütün bunlar zemzemin şeref ve yüceliğini çoğaltmak içindir. Allah Teala mahlukatından ister canlı ister cansız olsun dilediğine ikram eder, onu yüceltir. Peygamberlerin Kabirleri Kâbeyi ilk tavaf eden meleklerdir.

 

Hicr’den Rükn-ü Yemâniye kadar peygamberlerin kabirleri vardır. Herhangi bir peygamber, kavminin eziyetine maruz kalınca çıkıp Kâbe’ye gelir, orada ölünceye kadar Rabb’ine ibadet ederdi (H.Sahabe). Kabenin yeniden inşası Kâinatın Efendisi 35 yaşında idi.Bu sırada Kureyş Kabilesi, Kabe duvarlarını yıkıp, yeniden tamir kararını verdi. Son olarak gelen büyük bir sel, Kabe’yi bütün bütün sarsmış ve duvarlarını çatlatmıştı.Bu arada, Kadının biri Harem’de ateş yaktı. Ateşin korundan sıçrayan kıvılcımlar, Kabe’nin örtüsünü tutuşturdu ve yanmasına sebep oldu. Mekkeliler, artık, verdikleri kararı bir an evvel gerçekleştirme gayretine girdiler. (İbn Hişam Sire)Kabe duvarlarının taşlarla örülmesi işi, kur’ayla kabileler arasında dörde taksim edildi. (İbn Hişam Sire)Her kabîle, kendisine düşen tarafı yıkıyordu. Hz. İbrahim’in attığı temele kadar inildi. Bundan sonra, birbiriyle kaynaşmış deve sırtı gibi yeşil yeşil taşlar görülmeye başlandı!Niyetleri, daha da aşağı inmekti. Ne var ki, buna muvaffak olamadılar. İçlerinden biri bu yeşil taşlara kazmayı sallayınca, birden zelzeleye uğramış gibi Mekke’nin sarsıldığını gördüler. Herkeste bir korku ve telâş başladı. Bundan sonrasını yıkmaya müsaade bulunmadığını anlayıp, kazdıklarıyla iktifa ettiler. (İbn Hişam Sire)

 

SAFA VE MERVE

 

Safa: Kâbe-i Şerif’e 130 m mesafede küçük bir dağdır. Sa’yin başlangıç yeridir. Merve: Beytullah’a 300 m mesafede küçük bir dağdır. Sa’yin bitiş yeridir. Yüce Allah şöyle buyurur:Şüphesiz Safa ile Merve Allah’ın alâmetlerindendir. İmdi her kim Kâbe’yi hac eder veya umre yaparsa, onların ikisini de tavaf etmesinde bir günah yoktur. Ve her kim gönlünden koparak bir hayır işlerse iyi bilsin ki, Allah şükrün karşılığını veren ve her şeyi bilendir. (Bakara s., Ayet:158) Rivayet olunduğuna göre devri cahiliye de Safa üzerinde «İsâf» namında bir put, Merve üzerinde de «Naile» namiyle diğer bir put vardı, cahiliye müşrikleri bunların arasında tavaf eder ve bunlara mesheylerlerdi, islâm gelib esnamı kırdıktan sonra müslümanlar Safa ile Merve arasında tavaftan çekindiler, nahoş gördüler, bunun üzerine bu âyet nazil oldu ki korkmayın bunda günah yoktur, bil’akis bunlar şeairi ilâhiyedendir diye bu tavafa teşvik buyuruldu ve bu teşvikin bir nevi vücub ifade eylediği de hadîslerle beyan edildi ve tavafa Safadan başlamak farz değilse de vacib oldu. Hazreti İbrahim, bırakıb gittikten sonra bu vadide Hz. Hacer ile Hz. İsmail susuzluktan son decere daralmışlardı. Hacer, ciğerparesini mevkii Hareme koymuş, su aramak için tepeden tepeye koşmuştu ve bu sırada cenabı Allah inayetini izhar ederek Zemzem kuyusunun yerinde su fışkırtmış ve son dereceye gelen hali zaruretlerinde imdadlarına yetişmiş ve bu suretle şunu göstermiş idi ki: Allah tealâ dari Dünyada sevdiklerini ba’zı mihnetlere düçar ederse de kendisine dua ve ilticadan ayrılmıyan ve bu babda elinden gelecek son vüs’unu sarfederek sabr-ü sebat edenleri behemehal ve ankarib ferah-ü ferecini ihsan ile imdad eyler. İşte buna alâmet olmak üzeredir ki Safa ile Merveyi kıyamete kadar şeairinden olarak göstermiştir bütün mü’minler ve ânifen beyan edildiği üzere böyle biraz korku, açlık ve sair mihen-ü mesaib ile imtihan olundukları zaman me’yus olmamalı ve müjdeli sabra ermek için çalışmalıdırlar. Müşriklerin bir vakıt bu tepelere putlar koymak gibi tecavüzleri bile bu hatırayı ifna edemez, tavafa bunların ilâvesi günah değil sevabtır.


HÜCRE-İ SAADET

 

Peygamber Efendimiz, Ahirete irtihal ettiğinde nereye gömüleceği hususunda ihtilaf oldu. Hz. Ebû Bekir (r.a) kendisinden işitip de, unutmadığım hadisinde Rasulullah (s.a.v) “Hiç bir Peygambere nerede vefat etmişse oradan başka yerde kabir kazılmaz.”[1] buyurduğunu söyledi. Bunun üzerine Hz. Aişe’nin odasında, Peygamberimizin yattığı döşeğin altının kabir olarak kazılmasına karar verildi.Hücre-i Saadette 3 kabri şerif vardır. Bunlar Hz. Peygamber, Hz. Ebû Bekir ve Hz Ömer’in kabirleridir. Bu kabirlerin konumu hakkında görüş farklılıkları olmuşsa da tercih edilen görüşe göre, Efendimizin Kabri Şerif-i önde, hücrenin kıble tarafındadır. Hz. Ebû Bekir, Rasulullah’ın hemen arkasında başı Rasulullah’ın omuzları hizasındadır. Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekir’in arkasında onun başı da Hz. Ebû Bekir’in omuzları hizasındadır.Hz. Aişe validemiz, Peygamber Efendimiz odasına defnolunduktan sonra aynı odada hayatını devam ettirdi. Babası Hz. Ebu Bekir iki yıl, iki ay sonra vefat edince o da Rasulullah’ın yanına defnolundu. Hz. Aişe yine aynı odada hayatını sürdürmeye devam etti.2. Halife Hz. Ömer kendisine yapılan suikast sonucu yaralanıp ölüm anı yaklaşınca, Efendimiz ve Hz. Ebu Bekir’in yanına defnolunmak için Hz. Aişe’den izin istedi. Hz. Aişe annemiz “Ben orasını kendim için düşünmüştüm fakat bugün seni, nefsime tercih ediyorum.” diyerek defnine izin verdi.[2]

 

Hz. Ömer’in defnolunması ve odaya bir yabancının girmesi sebebiyle kabirlerle hücrenin geri kalan kısmı arasına bir duvar ördürerek bir kapı yaptırdı. Aişe validemiz bundan sonraki hayatını bu kısımda geçirdi. MESCİD-İ NEBEVÎ’NİN İNŞASI Mescid-i Nebevî’yi Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz ashabı ile beraber inşa etmişlerdir. Rasulullah (s.a.v.) bizzat mübarek bedeni ile çalışmış ve Mescid’in inşasında çalışanlara dua etmiştir. Efendimiz, Medine’ye geldiğinde devesi mescid’in yapılacağı yere çöktü. Burası Ensar’dan Sehl ve Süheyl adında iki yetime aitti. Arsa sahibi olan iki yetim Esad İbn-i Zürare’nin himayesinde ve evinde kalıyorlardı. Rasulullah (s.a.v.) bu iki yetimi huzuru saadetlerine çağırdı ve arsalarına mescid yapmak için onlara daha büyük bir arsa teklif etti. Onlarda; “Onu biz size bağışlarız Ya Rasulullah!” dediler. Fakat Rasulullah (s.a.v.) on dinar karşılığında bu arsayı satın aldı. Hz.Ebû Bekir’e bu parayı ödemesini emretti. Esad İbn-i Zürare tarafından arsanın etrafı duvarla çevrildi. Rasulullah (s.a.v.) Medine’ye teşrif etmeden önce Esad İbn-i Zürare Cuma günleri arkadaşlarını toplar ve burada cemaatle namaz kılarlardı. Mescid’in yapılacağı yerde müşrik kabirleri vardı. Yabanî hurma ağaçlarının kapladığı bu alan harabe görünümündeydi. Rasulullah’ın emriyle müşriklerin kabirleri başka tarafa nakledildi. Yabanî hurmalar kesilip, çukur yerleri tesviye edildi. Önce Mescid’in temelini kazıp bir buçuk metre kadar derinleştirdiler ve temele ilk taşı Efendimiz koydu, ikinci taşı Hz. Ebû Bekir (r.a.) koydu, üçüncü taşı Hz. Ömer (r.a.), dördüncüyü Hz. Osman (r.a.), beşinci taşı da Hz.Ali (r.a.) yerleştirdiler.

 

Mescid, günümüz ölçülerine göre otuz beş metreye otuz metre ebadında, yaklaşık bin elli metrekarelik bir alanı kapsıyordu. Taş olan temelin üzerine kerpiçle devam edildi. Direkleri hurma ağacından, çatısı ise hurma yaprakları ve lifleri ile örtüldü. Yüksekliği iki metreyi aşkın, zemini topraktı. Hac veya umre niyetiyle kutsal topraklarda bululanların Peygamber Efendimizin kabri şeriflerini ziyaret etmeleri mendup kabul edilmiştir. Mali durumu müsait olanların bu ziyaretleri vacip derecesinde önemli görülmüş, çok büyük bir mazereti olmadıkça terk edilmesi gaflet sayılmıştır. Mescidi Nebevinin ölçüleri: Mescit ilk yapıldığında 35 * 30 metre genişliğinde, 2,5 m yüksekliğinde idi. Mescidin temeli taştan, duvarları kerpiçten, direkleri hurma kütüklerinden, damı da ince hurma dallarından idi.Efendimiz sav hicretin yedinci yılında hayber savaşından dönünce ilk genişletmeyi yapmıştır. Enlemesine 20, uzunluğuna da 15 m ekleyip 50*50 m genişliğinde olmuştur. Şu an hali hazırdaki batı tarafında bulunan, üzerinde sırasıyla yazılan “nebi s.a.v’ın mescidinin sınırı” yazılı olan direkler Efendimizin sav genişlettiği kısmın sınırını gösterir.Efendimizin sav ezvacı tahiratından hayatta kalan olmadığı için odaları Ömer b. Abdülaziz zamanında mescide dahil edilmiştir.Sultan Abdülmecid (1848-1861 miladi) Mescidi Nebeviyi genişletmiş ve damını kubbeli yapmıştır, kurşun levhalarla örttürmüştür. Abdullah Zühdü Efendi de Mescidi Nebevinin kubbelerine, duvarlarına, direklerine ve mihraplara ayetler hadisler ve diğer yazıları yazmıştır.Suudi Melik Abdülaziz (1949-1955 miladi) tarihinde Mescidi Nebeviyi genişletmiş eni 91 m, boyu 128 m olmuştur. Yapının ortasında 12 adet açılıp kapanan gölgelikler yapılmıştır.Son olarak Melik Abdülaziz’in oğlu Fahd 1984 yılında en son genişletmeyi başlatmış 1994 yılında tamamlanmıştır. Bir önceki yapının kıble tarafı hariç diğer üç tarafından genişletilmiştir. 2103 adet direk bulunmaktadır. Direklerin mesafesi 6*6 m’dir. Üzerinde kubbe olanların mesafesi ise 18*18 m’dir. Mescidi Nebevide açılır kapanır kubbesi 27 adettir.

 

RAVZA-I MUTAHHARA

 

“Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim Kevser üzerindedir.”[3] hadisi şerifleriyle Peygamber Efendimiz Ravza (cennet bahçesi) nin sınırlarını çizmiş ve faziletini beyan etmiştir.Ravza’nın genişliği; Hane-i Saadetleri ile minber arasındaki ve şu anda yeşil renkli halılarla ayırt edilmiş direkleri beyaz mermerden, süslemeli olarak sınırları belirtilmeye çalışılmış, yaklaşık 22 metre uzunluğunda 15 metre genişliğinde 330 m2’lik bir sahadır. Allah’ın rahmeti sürekli Ravza’dadır.Ravza-ı Mutahhara’nın, cennet bahçesi olarak nitelenmesi hakkında çeşitli yorumlar vardır: a- Gerçek bir cennet bahçesidir, ahirette cennete nakledilecektir. b- Burada kılınan namazlar, okunan Kur’anlar, zikir ve dualar bereketiyle, rahmet inerek oluşan manevî huzur sebebi ile cennete benzetilmiştir. c- Buradaki ibadetler, cennetin yolunu açtığı için cennet bahçesi denilmiştir.

 

MESCİD-İ NEBEVÎ’DEKİ MİHRABLAR

 

Şu anda Mescid-i Nebevî’de 5 adet mihrab vardır. 1- Peygamberimizin Mihrabı: Peygamberimizin zamanında mescidde mihrab bulunmuyordu. Kıblenin Kâbe’ye doğru değişmesinden sonra Resûllullah Efendimiz on günden fazla bir zaman namazlarını Hz. Âişe sütünunun yanında kılmıştı. Daha sonra şimdiki mihrabın yakınında kılmaya devam ettiler. Günümüzdeki mevcud olan bu mihrab ilk defa Ömer bin Abdülaziz tarafından yaptırıldı. Mısır sultanı Kayıtbay tarafından da yenilendi. Bugünkü mihrab Efendimizin namaz kıldırdığı yerden yaklaşık yarım metre doğuya kaydırılmıştır. Efendimizin secde ettiği yer şimdiki mihrabın ortası değil, mihrabın sağ kemerinin altıdır. Üzerinde “Peygamber (a.s.)’in namaz kıldığı yer burasıdır.” yazılıdır.Mihrab bu şekilde yapıldığı için, Rasulullah Efendimizin secdede mübarek başını koyduğu yere ayakla basmak imkansız hale gelmiş, burada namaz kılan secde ettiğinde Efendimizin ayaklarının bastığı yere secde etmiş olur. 2- Hz.Osman (r.a.) Mihrabı: Mescidin kıble duvarına bitişik olan mihrabdır. Hz. Osman (r.a.) döneminde yapılan mescid genişletme çalışmalarından sonra Hz. Osman (r.a.) halka namazı burada kıldırmaya başladı. Bu mihrabı da ilk defa Ömer bin Abdülaziz yaptırmış, Sultan Kayıtbay tarafından yenilenmiştir. 3- Osmanlı ya da Süleymanî Mihrabı: Minberi Şerifin hizasındaki üçüncü sütunun yanındaki mihrabdır. Kanunî Sultan Süleyman tarafından “Rasulullah’ın namaz kıldığı yerde durmaktan haya ederim.” düşüncesi ile yaptırılan, minberin sağ tarafındaki mihrabtır. 4- Teheccüd Mihrabı: Hücre-i Saadetin kuzey duvarına bitişik olan mihrabtı. Rasullullah Efendimiz, insanlar istirahate çekilince buraya gelir teheccud namazı kılardı. Durum Sahabe tarafından fark edilince onlar da namaza iştirak etmeye başladılar. Birkaç gün içinde sayıları o kadar artmıştı ki, Efendimiz “Ümmetimin üzerine gece namazı farz olur da, sonra buna güç yetiremezler” düşüncesiyle burada namaz kılmayı terk etmiştir. Önceleri mihrab yerini korurken, son dönemde Suudiler tarafından kapatılmıştır. Ashabı Suffe yönünden Maksûreye bakıldığında sol taraftaki kemerin altındaki çıkıntılı kitaplığın olduğu yerdir. 5- Hz. Fatıma (r.anha) Mihrabı: Maksûre’nin içindeki Hz. Fatıma (r.anha)’nın evinin içindedir. Dışardan görülmesi imkansızdır.

 

PEYGAMBERİMİZ’İN MİNBERİ

 

Asr-ı Saadette Efendimiz hutbe irad ettiği zamanlar ayakta duruyordu. Uzun süre ayakta kalınca yoruluyordu. Bir hurma kütüğü getirildi ve Efendimiz bu kütüğe yaslanarak hutbelerine devam ettiler. Cemaat çoğalınca Sahabenin tamamını görebileceği, ashabın da Efendimizi rahatça görebileceği bir minber yapmayı düşündüler. Efendimizin de onayı ile üç basamaklı bir minber yaptırıldı.Peygamberimiz, Cuma günü hutbesini yeni minberden irad etmeye başlayınca, önceden yaslanarak hutbe okuduğu hurma kütüğü, Peygamberimizden ayrı kalmaya dayanamamış, ızdırablı deve yavrusunun inlediği gibi ses çıkarmaya başladı. O anda mescid de bulunanlar da bu sesi işittiler. Peygamberimiz minberden inerek hurma kütüğünü kucakladı, okşadı. Kütüğün inlemesi kesildi. Peygamberimiz “Eğer ben onu kucaklamamış olsaydım, kıyamet gününe kadar böyle inleyip duracaktı.”[4] buyurdu.Peygamberimiz hurma kütüğü ile konuşmuş ve ona: “İstersen seni eskiden bittiğin yere götürüp yeniden dikeyim. Eskisi gibi yeşer meyve ver, istersen de cennete dikeyim, cennet ırmaklarından iç, yetiş meyve ver ve onu cennet ehli yesin, nasıl istersen öyle yapayım.” buyurdu. Hurma kütüğü ahireti tercih etti. Efendimizin emriyle bu kütük minberin altına defnolundu.[5] Hasan-el Basri, bu kütük mucizesinden bahsederken ağlar: “Bir kütük Rasulullah’ın yanından ayrıldım diye ağlarken, sizlerin Rasulullah’ın hasretiyle yanmanız, ona kavuşmak istemeniz gerekmez mi?” derdi.Evet, Peygamber sevgisiyle inleyen bir kütük! Efendimiz sevilecekse böyle sevilmeli idi. Şimdiki minber ise Osmanlı padişahlarından Sultan III. Murad tarafından hediye edilmiştir.

 

RAVZA-I MUTAHHARA’DAKİ DİREKLER

1- Muhallaka Direği Güzel koku saçan yada Mülhika direği olarak bilinir. Peygamber Efendimizin mihrabına bitişik olan direktir. Efendimizin hasretine dayanamayan hurma kütüğü buraya defnedilmiş ve defnedildiği yerden güzel kokular yayılmıştı. Peygamberimizin namaz kıldığı bir yerdir. Malik bin Enes: “Yalnız kılınan namazların en faziletlisinin, bu sütunun dibinde kılınan namaz olduğunu” söyler ve herkese tavsiye ederdi. Halife Harun Reşid’in annesi de safran ve diğer maddelerin karışımıyla yapılan güzel bir kokuyu bu sütuna sürdürmüştür.

2- Hz. Âişe Direği Hz. Âişe validemizin ismiyle anılır. Kıblenin değiştirilmesinden sonra Peygamberimiz on gün burada namaz kıldırmış, daha sonra mihraba geçmişlerdir. Defalarca burada namaz kıldırmışlardır.Âişe validemiz mescid de namaz kılmak istediğinde burayı tercih etmiş ve Efendimizin şöyle buyurduğunu ifade etmiştir: “Mescidimde bu sütünun yanında öyle bir yer vardır ki, insanlar onun faziletini bir bilselerdi, orada namaz kılabilmek için aralarında kur’a çekerlerdi”: bundan dolayı bu direğe Kur’a direği ismi verilmiştir.[6]Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer bu sütunun yanında namaz kılmayı alışkanlık haline getirdiklerinden Muhacirun sütunu da denmekte idi.

3- Tevbe Direği Tevbe yada Ebû Lübâbe direği olarak bilinir. Peygamber Efendimiz, Yahudilerden Benî Kureyza kabilesi ile savaş halindeydi. Bu kabile elçi olarak eski dostlukları sebebiyle Ebû Lübâbe’yi çağırarak istişare ettiler.Peygamberimizin teklifi gereği kaleyi terk etmek veya savaşmak konusunda fikrini sorduklarında, Ebû Lübâbe; Efendimizin emri gereği hisardan dışarı çıkmaktan başka yapacak bir şeylerinin olmadığını söylerken, eliyle de boğazını işaret etmiş, hepsinin boyunlarının uçurulacağını ima etmişti.Ebû Lübâbe hatasını hemen anladı. “Allah’a ve Rasulune ihanet ettim” diyerek pişmanlık içerisinde mescide geldi ve kendini bu direğe bağladı. Onbeş gün direğe bağlı kaldıktan sonra; “Ey iman edenler! Allah’a ve Rasülüne hainlik etmeyin; bile bile kendi emanetlerinize ihanet etmiş olursunuz.”[7] ayeti nazil olmuş, Efendimiz tevbesinin kabul edildiğini bildirmiş ve onu kendi elleri ile çözmüştür.Peygamber Efendimiz nafile namazlarını bu sutunun yanında kılar, sabah namazından sonra bu direğe yaslanır, yeni inen ayetleri ashabına okur, rüya görenlerin rüyasını tabir ederdi.

4- Serir Direği Rasulullah Efendimiz itikaf (kişinin ibadet niyetiyle kendisini bir süre dünya işlerinden ayırarak mescidde Allah’a yönelmesidir.)’a girdiklerinde, hurma dalları ve liflerinden yapılmış hasırını buraya serer, üzerine yastık koyar ve istirahat ederlerdi.

5- Hares Direği Koruma (bekçi) direği yada Hz. Ali direği olarak da bilinir. Peygamberimizin Hâne-i Saadetlerinin kapısının yanındaki direktir. Hz.Ali ve bazı sahabiler Peygamber Efendimizi korumak için burada muhafızlık görevi yaparlardı. “Allah seni insanlardan koruyacaktır”[8] ayeti nazil olunca, Peygamberimizin emri ile burada nöbet bekleyenler bu vazifeyi bıraktılar.

6- Vufud Direği Heyetler sutunu olarak bilinir. Peygamber Efendimiz, kendisiyle görüşmeye gelen heyetleri burada kabul ederdi. Ashabın ileri gelenleri de burada toplandıklarından buraya Meclis-i Kılâde yada Gerdan Meclisi denirdi.

7- Teheccüd Direği Peygamberimizin Ramazanın son on gününde İtikaf’a girdiği ve teheccüd namazlarını kıldığı yerdir. Maksurenin içinde kaldığı için dışardan görülmez. 1481 de çıkan yangında eski sutunlar kısmen veya tamamen yanmış, yerlerine yeni direkler konularak üzerlerine Sultan III. Selim’in emri ile isimleri yazdırılmıştır.

 

ASHABI SUFFE

 

Mescid-i Nebevi’nin kuzey duvarında, hurma dallarıyla bir gölgelik ve bir sundurma yapılmıştı. Buna “Suffa veya Gölgelik” denilirdi. Burada kalan Müslümanlara da “Ashab-ı Suffa” ismi verildi. Burada kalan sahabilerin büyük çoğunluğunu Medine’ye hicret eden, evleri, akrabaları olmayan kimsesiz, bekarlar teşkil ediyordu. Sayıları 70 kadar olan bu sahabiler çoğu günlerini oruçlu geçirirlerdi. Akşam olunca evinde ikram edecek bir şeyleri olanlar birer ikişer onları yemeğe götürürlerdi. Kalan olursa Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ya birilerine havale eder ya da kendi misafir ederdi. Bazı geceleri aç geçirirler ertesi güne erdiklerinde açlıkları bakışlarından anlaşılırdı. Çok zayıf kimselerdi. Maişetleri ile bizzat Peygamberimiz ilgilenirdi. Efendimize gelen sadakalar el sürülmeden Suffe ashabına ulaştırılırdı. Peygamberimiz onların yanlarına uğrar, ihtiyaçlarını gidermeye çalışırdı. Giyecek tek bir elbiseleri olup, avret yerlerinin açılmaması için yürürken elleriyle kapatırlardı. Ebû Hureyre şöyle rivayet eder: “Suffe ehlinden yetmişini gördüm, onlardan birinin üstünde bir cübbesi bile yoktu, bir izarı vardı. Onu da omuzlarına bağlamışlardı ki avret yerleri görünmesin.” Açlıktan dermanları kalmamış, kıyamda iken sık sık yere düşüyorlar, namazı zor tamamlıyorlardı.[9] Bu hâli gören yabancılar: “Bunlar deli!” derlerdi.[10]

 

Ashabı Suffe zamanlarının çoğunu ilim tahsil etmek ve Kur’an ezberlemekle geçirirlerdi. Yeni nazil olan ayetleri Peygamberimiz onlara bildirir ve ezberlettirirdi. Onlar kendilerini ilme vakfetmiş ilim aşığı talebelerdi. Kur’anı, sünneti çok iyi bilirlerdi.Yeni Müslüman olan kabilelere islamı öğretmek için görevlendirilir, onların da dini öğrenme ihtiyaçları bu şekilde karşılanmış olurdu. İçlerinden evlenenler, Suffe den ayrılır, yerlerine başkaları alınırdı. Şu ayetin Ashabı Suffa hakkında olduğu da rivayet edilmiştir. “Sadakalar, kendilerini Allah yolunda hizmete ayırmış fakirler içindir ki onlar yer yüzünde dolaşıp hayatlarını kazanmaya fırsat bulamazlar, onların hallerini bilmeyen kimse istemekten çekindikleri için onları zengin sanır. Ey Habib’im sen onları yüzlerinden tanırsın, yoksa onlar insanlardan ısrarla bir şey istemezler ve siz her ne bağışta bulunursanız, şübhesiz Allah onu hakkıyla bilir.”[11]Tam manasıyla Allah yoluna kendilerini vakfetmiş bulunan bu güzide sahabiler, Resül-ü Kibriya Efendimizin hiçbir nasihatini, hiçbir hitabesini kaçırmazlardı. Daima orada hazır bulunur, irad edilen hitabeleri ve öğütleri hıfz edip diğer sahabilere de naklederlerdi. Bu bakımdan İslami hükümlerin muhafaza ve naklinde Ehli Suffa’nın hizmet ve gayretleri vardır. Kur’an nurunun kısa zamanda alemin her tarafına süratle yayılmasında bu ilim heyetinin büyük payı vardır. Bu bakımdan İslam tarihinde Ehli Suffa ayrı bir yer tutar. Efendimizden en çok hadis rivayet eden Ebû Hureyre de ashabı Suffa’dan dır. Ashab-ı Suffa bir nevi ilk İslam Üniversitesidir.


ALLAH-U TEÂLÂ (C.C) ŞÖYLE BUYURDU
“Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev, Mekke’deki (Kâbe)dir. “Orada apaçık nişâneler, İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnîdir.” (Al-i İmran 96-97) “

ALLAH-U TEÂLÂ (C.C) ŞÖYLE BUYURDU:
Evimi, tavaf edenler, namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için temizle” (Hac 26)

 

“Ona varmaya gücü yeten kimsenin Kâbe’yi tavaf etmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır.” (al-i imram 97)

 

ALLAH-U TEÂLÂ (C.C) ŞÖYLE BUYURDU:

 

“Ey iman edenler! Allah’ın ve Peygamberinin önüne geçmeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber’e yüksek sesle bağırmayın, yoksa siz farkına varmadan işledikleriniz boşa gider Allah’ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, Allah’ın, gönüllerini takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) konusunda sınadığı kimselerdir. Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır” “Şüphesiz, Safa ile Merve Allah’ın sembollerindendir. Onun için her kim Hac veya Umre niyetiyle Ka’be’yi ziyaret ederse, tavafı bunlarla yapmasında ona bir günah yoktur. Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah, mükafatını veren ve her şeyi bilendir.” (Bakara 158) ”

 

ALLAH-U TEÂLÂ (C.C) ŞÖYLE BUYURDU:

 

“Onlar sana hilalleri soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar için ve hac için vakit ölçüleridir. Erginlik, evlere arkalarından gelmenizle değildir, gerçek eren, korunanlardır. Evlere kapılarından gelin ve Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.” (Bakara 189) ”

 

ALLAH-U TEÂLÂ (C.C) ŞÖYLE BUYURDU:

 

“Haccı ve umreyi de Allah için tamam yapın. Eğer kısıtlanırsanız o vakit kolayınıza gelen kurbanı gönderin. Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden hasta olana veya başında bir rahatsızlığı bulunana tıraş için oruç, sadaka veya kurbandan ibaret bir fidye gerekir. Kısıtlılıktan kurtulduğunuzda her kim hacca kadar umre ile sevap kazanmak isterse ona da kurbanın kolay geleni gerekir. Bunu bulamayana ise üç gün hacda yedi gün de döndükten sonra, toplam on gün oruç tutmak gerekir. Bu hüküm Mescid-i Haram’da ikamet etmeyenler içindir. Allah’tan korkun ve bilin ki, Allah’ın cezası gerçekten çok çetindir.” (Bakara 196) “Hac vakti, bilinen aylardır. Kim bu aylarda hacca başlarsa, artık hac sırasında ne kadına yaklaşma, ne günah işleme, ne de kavga vardır. Hayra dair ne işlerseniz Allah onu bilir. Azık hazırlayın ve bana her türlü fenalıktan korunarak gelin. Çünkü en hayırlı azık takvadır, ey beyni olanlar!” (Bakara 197) ”

 

ALLAH-U TEÂLÂ (C.C) ŞÖYLE BUYURDU:

 

“Hac mevsiminde Rabbinizden rızık isteyerek ticaret yapmanız size günah değildir. Arafattan sel gibi taşarak döndüğünüzde Meş’ari’l-Haram yanında, Allah’ı zikredin. O’nu, size doğrusunu öğrettiği gibi zikredin. Doğrusu siz, bundan önce gerçekten yolunu şaşırmışlardan idiniz.” (Bakara 198)

 

Nihayet hac ibadetlerinizi bitirdiğinizde, bir zamanlar atalarınızı andığınız gibi hatta daha coşkulu bir anışla Allah’ı anın. Çünkü insanların bir takımı: “Rabbimiz, bize dünyada ver!” der. Ona ahirette bir kısmet yoktur.” (Bakara 200) ”

 

“Bir de Allah ve Peygamberinden Hacc-ı Ekber gününde insanlara bir bildirdir ki, Allah da Peygamberi de müşriklerden kesinlikle uzaktır. Hemen tevbe ederseniz, hakkınızda hayırlı olur. Eğer aldırmazsanız, bilin ki, Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz. Allah’ı ve Peygamberi tanımayanlara acı bir azabı müjdele!” (Tevbe 3) ”

 

“Yoksa siz, hacılara su temin etmeyi ve Mescid-i Haram’da umreciliği, Allah’a ve ahiret gününe inanıp da Allah yolunda cihad edenin işi gibi mi tuttunuz? Bunlar, Allah katında eşit olmazlar. Allah, zalimler güruhunu doğru yola iletmez.” (Tevbe 19) ”

 

“Bütün insanlar içinde haccı ilan et ki, gerek yaya olarak ve gerek uzak yoldan gelen incelmiş develer üzerinde sana gelsinler.” (Hacc 27)

 

 

HADİSLER

 

 

 

RESUL-İ EKREM (S.A.V) ŞÖYLE BUYURMUŞLARDIR:

 

“Hiç şüphe yok ki, Allah yeri ve göğü yarattığı zaman bu şehri kıyamet gününe kadar muhterem kılmıştır. O, kıyamet gününe kadar Allah’ın muhterem kılmasıyla haram bir beldedir, onun dikeni koparılmaz, avı ürkütülmez, yitiğini ilan edecek kimseden başkası alamaz. Bitkisi de koparılmaz”Abbas, Ya Resulallah izhir otu müstesna olsun. Çünkü o, zaruri bir ihtiyaçtır. Resulullah, “İzhir müstesnadır.” buyurdu. (Müslim, Hac 766)

 

RESUL-İ EKREM (S.A.V) ŞÖYLE BUYURMUŞLARDIR:

 

Ebu Hureyre (r.a) bildirdiğine göre Hz. Rasulullah (s.a.v), Müslümanlara hitaben yaptığı konuşmasında şöyle buyurmuştur:“Ey İnsanlar, Allah size haccı farz kılmıştır, haccediniz” (Müslim) “İslam beş temel esas üzere kurulmuştur. Allahtan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şahitlik etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekatı vermek, hac yapmak ve ramazan orucu tutmaktır.” (Buhari, Müslim)

 

Hz. Aişe (r.a) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü, dedim, seninle cihad etmek üzere biz de sefere çıkmayalım mı? Zira ben Kur’ân’da cihattan daha faziletli bir amel göremiyorum?” Efendimiz (s.a.v) şu cevabı verdi: “Hayır, Ancak, cihâdın en faziletli ve en güzeli hacc-ı mebrürdur.” Hz. Aişe der ki: “Bunu işittikten sonra haccı hiç bırakmadım.” (Buhârî, Nesai)

 

RESUL-İ EKREM (S.A.V) ŞÖYLE BUYURMUŞLARDIR:

 

Rasulullah (a.s) Efendimiz, uhud harbi dönüşünde, etrafındakilere: ”Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz.” buyurdu. Ashab: “Ey Allah’ın Resûlü, büyük cihad nedir?” diye sorunca, şu cevabı verdiler: “En büyük cihad, (Allah’ın emirlerini yerine getirmesi için) nefisle yapılan mücahededir.” (Beyhaki)

 

Sehl İbnu Sa’d (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki:”Telbiyede bulunan hiç bir Müslüman yoktur ki, onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç, sert toprak onunla birlikte telbiyede bulunmasın, bu iştirak (sağ ve solunu göstererek) şu ve şu istikâmette arzın son hududuna kadar devam eder.” (Tirmizî)

 

Ebu Bekri’s-Sıddîk (r.a) anlatıyor: “Resûlullah’a (s.a.v): “Hangi hac daha faziletlidir?” diye sorulmuştu. “Yüksek sesle telbiye getirilip, kurban kesilerek yapılan hacc!” diye cevap verdi.” (Tirmizî

 

Abbâs (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki:”Hacla umrenin arasını birleştirin. Zîra bunlar günahı, tıpkı körüğün demirdeki pislikleri temizlemesi gibi temizler.” (Nesâî, İbnu Mâce) “Hac ile umrenin arasını birleştirin. Çünkü onlar, fakirliği ve günahları giderirler; tıpkı körüğün demir, altın ve gümüşten pası giderdiği gibi… Mebrur bir haccın sevabı kesinlikle cennettir.” (Tirmizî) Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurur:”Bir umre, diğer umreye arada işlenenler için kefarettir. Hacc-ı Mebrûr’un (kabul edilmiş haccın) karşılığı cennetten başka bir şey olamaz!” (Buharî, Müslim) İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki: “Beyt’i (Kâbe-i Muazzama’yı) kim elli defa tavaf ederse, günahlarından çıkar ve tıpkı annesinden doğduğu gündeki gibi olur.” (Tirmizî)

 

Ümmü Seleme (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki:”Kim, hacc veya umre için Mescid-i Aksa’dan Mescid-i Haram’a (kadar) ihrâma girerse, geçmiş ve gelecek bütün günahları affedilir veya cennet kendisine vâcib olur.” (Ebu Dâvud, İbnu Mâce)

 

Resulullah (s.a.v), Kâbe’ye gitmeye niyet edip evinden çıkan bir kimse hakkında şöyle buyurmuştur:“Bineğinin atmış olduğu her adım için ona bir iyilik verilir ve bir günahı da silinir.” (Heysemî,)

 

Hz. Câbir b. Abdullah (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki:”Allah rızası için gününü, akşama kadar telbiye çekerek geçiren hiçbir ihramlı yoktur ki günahları güneşle beraber batmasın ve annesinin kendisini doğurduğu (günahsız) şekle dönmesin.” (K.Sitte)
İbnu Abbâs (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki:“…Ramazan’daki bir umre hacca muâdil olur.” (Buhârî, Müslim) Ebu Bekr b. Abdurrahmân anlatıyor: “Bir kadın Resûlullah’a (s.a.v) gelerek: “Ben haccetmek için hazırlık yapmıştım. Bana (bir mâni) ârız oldu ne yapayım?”Ramazan’da umre yap, zira o ayda umre tıpkı hacc gibidir” buyurdu.” (Muvatta, Ebu Dâvud, Tirmizî)

 

Ebu Hüreyre hazretleri (r.a) anlatıyor: “Bir gün Resûlullah (s.a.v) bize şöyle hitab etti:”Ey insanlar, size hac farz kılınmıştır. Şu halde hac’cı edâ edin!”Cemaatte bulunan bir adam:”Her sene mi, Ey Allah’ın Resûlü?” diye sordu. Resûlullah (s.a.v) cevap vermedi. Adam sorusunu üç kere tekrar etti. Bunun üzerine: “Ben sizi bıraktıkça siz de beni bırakın. (Madem ki sükût ettim, niye sormada ısrar ediyorsunuz?) Şayet “Evet!” deseydim, her yıl haccetmek vacib olurdu ve buna güç yetiremezdiniz. Şunu bilin ki, sizden öncekileri helak eden şey, çok sual sormaları ve peygamberleri hakkında ihtilâflarıdır. Size bir iş emrettiğim zaman, bunu gücünüz yettiğince îfa edin, bir yasaklamada bulunduğum vakit de ondan kaçının (bu emir ve yasakla ilgili olarak aklınıza gelen her şeyi sormaya kalkmayın!)” (Buhârî, Müslim)

 

Hz. Ali (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v) efendimiz şöyle buyurdular:”Kim kendisini Beytullah’a ulaştıracak kadar azık ve bineğe sahip olduğu halde hac etmemişse onun Yahudi veya Hıristiyan olarak ölmesi arasında fark yoktur. Zîra, Cenab-ı Hakk şöyle buyurmuştur: “Oraya yol bulabilen insana, Allah için Kâbe’yi haccetmesi gerekir” (Âl-i İmrân 97). [Tirmizî]

 

Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurur:“Hacılar ve umre yapanlar, Allah’ın ziyaretçileri ve ona gelen elçileridir. O’ndan istediklerinde onlara verir, istiğfar ettiklerinde onları affeder, O’na dua ettiklerinde duâlarına karşılık verir. Birisi için şefaat ettiklerinde şefaatleri kabul edilir.” (İbnu Mace; İbnu Hıbban; Beyhaki)

 

İbnu Ömer (r.a) anlatıyor:: “Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki. “Allah yolunda cihad eden, hacceden ve umre yapan Allah’ın elçisidir. Çünkü Allah bunların yapılmasına kulları davet etti, onlar da icabet ettiler. Buna mukabil onlar da O’ndan (dilediklerini istediler), Allah da onlara istediklerini verdi.” (K.Sitte)

 

Hac veya umreye giden kişilerden dua almak ve dualarına kendisini de ortak etmesi için ricada bulunmak sünnettir. Nitekim umre yapmak için izin isteyen Hz. Ömer’e (r.a), Resul-i Ekrem (s.a.v): “Kardeşçik! Duanda bana da yer ayırır mısın?” “Kardeşciğim! Bizi de duadan unutma” buyurmuştur. (Ahmed; İbnu Mace; Ebu Davud; Tirmizi)

 

Hz. Ömer der ki:“Bu öyle bir dua isteğiydi ki, karşılığında bana dünyalar verilseydi hiç bu kadar sevinmezdim.” (Ebu Davud, Tirmizi)

 

Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, adı hac, umre, cihad ve hizmet olan her yolculuktan hayır gelmesi için şu şartların bulunması gerektiğini beyan buyuruyor:

 

  1. Allah rızası için yola çıkmak.
  2. Başındaki imama ve başkana itaat etmek.
  3. Sevdiği malından Allah rızası için kardeşlerine ikram etmek.
  4. Yol arkadaşlarıyla iyi geçinmek, onlara yumuşak davranmak.
  5. İbnu Abbas (r.a) anlatır: “Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki:”Kim hacc yapmak isterse acele etsin. Çünkü olur ki insan hastalanır (bineği) kaybolur, (gitmeye mani) bir iş zuhûr eder.”


  • Müftülükten “XXX Yılı Hac’cı İçin Acenta Kayıt Yaptırabilir” Belgesi
  • En az bir yıl geçerli pasaport, (Boş Vize Sayfalı, Seyahat tarihi itibari ile 10 Yıldan eski olmayan pasaport)
  • Nüfus Cüzdanı arkalı önlü fotokopisi
  • 2 adet 4 x 6 ebadında beyaz fon ile çekilmiş vesikalık fotoğraf
  • Eşi ile gidenlerin evlilik cüzdanı fotokopisi veya vukuatlı kayıt örneği
  • Menenjit Aşısı Kartı
  • 45 Yaş altında yanlarında erkek mahremi ile gidecek (baba, öz amca, öz dayı öz abi v.b.) bayanların nüfus kayıt örneği ve Muvafakatname ve taahhütname gerekmektedir.
  • 45 Yaş altından yalnız gidecek bayanlar yanlarından gerçek erkek mahrem olmadıkça seyahate katılamazlar Anne veya Baba Pasaportuna kayıtla çocuklar mutlaka resimleri yapışmalı ve mühürlenmelidir.

Muvafakatname Örneği:

Umre ziyareti için (Eşim,kızım, oğlum, vb) ………………………… doğ. ……………… Kızı …………………………’un Suudi Arabistan’a (babası, kardeşi,dayısı,abisi,amcası vb) ………………………………………………….. İle Umre ziyareti için Suudi Arabistan’a gitmesine muvafakat ediyorum. Muvafakat Eden …………………… Adres …………………… İmza ……………………


Hac, hac ayları denilen zaman dilimi içinde yapılan bir ibadettir. Hac ayları Hicrî takvime göre Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk on günüdür. Hac, bu aylar içinde umresiz de yapılabilir, umre ile birlikte de yapılabilir. Haccın umresiz ya da umre ile birlikte yapılmasına haccın eda şekilleri denir. Haccın eda şekli üçtür:

 

    1- İfrad haccı
    2- Kıran haccı
    3- Temettu haccı

 

1- İfrad Haccı İfrad haccı,
umresiz yapılan hacdır. Aynı yılın hac ayları içinde, hacdan önce umre yapmaksızın hac niyetiyle ihrama girilir ve yalnızca hac yapılırsa ifrad haccı yapılmış olur.

 

2- Kıran Haccı Kıran haccı,
aynı yılın hac ayları içinde umre ve hacca birlikte niyet ederek ikisini aynı ihramla yapmaktır. Kıran haccı yapacak olanlar mikat sınırında veya daha önce umre ve haccın her ikisine birden niyet ederek ihrama girerler. Umre yaptıktan sonra ihramdan çıkmazlar, aynı ihramla haccı da eda eder, sonra ihramdan çıkarlar. Kıran ve temettu haccı yapanların şükür kurbanı kesmeleri vaciptir. İfrad haccı yapanların şükür kurbanı kesmesi gerekmez.

 

3- Temettu Haccı Temettu haccı,
aynı yılın hac ayları içinde önce umre yapıp ihramdan çıktıktan sonra yeniden hac için ihrama girerek yapılan hacdır. Temettu haccı yapacak olanlar, mikat sınırında veya daha önce umreye niyet ederek ihrama girerler. Umre yaptıktan sonra ihramdan çıkarlar. Daha sonra zamanı gelince hac için ihrama girerler. Haclarını eda ettikten sonra ihramdan çıkarlar. HACCIN YAPILIŞI Ülkemizden giden hacılar, değişik iklim şartlarında uzun süre ihramda kalmanın doğurduğu zorlukları dikkate alarak genellikle “temettu haccı” yapmayı tercih ederler. Biz de bu durumu göz önünde bulundurarak haccın yapılışını anlatırken, haccın eda şekillerinden “Temettu haccı” nı esas alacağız.

 

Hac yapacak bir kimsenin ilk işi ihrama girmektir.

İhrama girmek haccın şartıdır. İhrama girmeden hac yapılamaz. Hac için İhrama, “hac ayları” içinde girilir. Hac ayları, Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk on günüdür. Bu aylar, hac menasikinin başladığı ve devam ettiği aylardır. Temettü hac’cı için ilk önce umre yapılır. İhrama girmeden önce kalpten temettü haccının yapılacağı geçirilir. Sonra ihrama girilir. İhramın Sünneti niyeti ile iki rekât namaz kılar.

1. Rekâtta Kafirun
2. Rekâtta İhlâs surelerini okur.
Umreye niyet eder. Umrenin niyeti şöyledir: ‘Allahım ben umreye niyet ettim, onu bana kolaylaştır ve onu benden kabul eyle.’der ve telbiye getirir. “Lebbeyk, Allahümme lebbeyk. Lebbeyke lâ Şerîke leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n ni’mete leke ve’l-mülk, lâ Şerîke lek” “Allahım, senin emrine sözüm ve özümle tekrar tekrar icabet ettim, emrine boyun eğdim. Sana ortak yoktur. Emir ve davetine gönülden ve sadakatle icabet ettim. Senin eşin ve ortağın yoktur. Şüphesiz ki hamd de nimette sana mahsustur. Mülk senindir. Bütün bunlarda senin eşin ve ortağın yoktur” diyerek telbiye getirir. Niyet ve telbiyenin yapılmasıyla ihrama girilmiş ve “İHRAM YASAKLARI” başlamış olur.

 

Yolculuk esnasında, yüksek tepelerde herhangi bir grupla karşılaştığında, konaklayıp tekrar hareket ettiğinde yeni bir bölgeye veya şehre girdiğinde telbiye ve tekbir getirir. Telbiye ve tekbirleri tek rakamlarla (üçer, beşer, yedişer… vs) getirmesi daha uygundur. Kâbe’ye gelene kadar telbiye getirir. Kâbe’nin önüne gelene kadar kafasını kaldırıp bakmaz, Kâbe bütün ihtişamı ile karşısına çıktığı zaman kafasını kaldırır ve dua eder. – Hacer-ül Esved’in olduğu köşeye gelinir, çizginin üzerinde tavaf için niyet yapılır. “Allah’ım senin rızan için umre tavafını yapmak istiyorum. Bana kolaylık ver ve kabul buyur.” Tavaf Hacerü’l Esved’in köşesinde başlayıp yine aynı köşede tamamlanmak üzere Kâbe’nin etrafını samimi duygular içinde yedi defa dolaşmaktır. Bu dolaşmanın her birine ŞAVT adı verilir. Tavaf Hacerü’I-Esved’de başlar, Hacerü’l-Esved’de biter. Umre Tafavının ilk üç şavtında Remel vardır. Remel kısa adımlarla, hafif koşar vaziyette omuzları silkeleyerek çalımlıca yürümektir. Hanımlar remel yapmazlar. Izdıba ise ihramlının tavaf sırasında sağ omzunu açmasıdır, sünnettir. Tavafa başlarken ve her şavtın bitiş hizasına gelince sağ el kaldırılır hafifçe Hacer-ül Esved’e dönülüp Bismillahi Allahü Ekber denilerek istilam edilir. Eğer izdiham yoksa başkasına zarar verilmeyecekse Hacer-ül-Esved öpülür.

 

Tavaf’da insanlar dua kitabındaki tavaf dualarını veya içinden geçen duaları veya Kur’an-ı Kerim okuyabilirler. Tavaf bittiğinde Makam-ı İbrahim’de iki rekât tavaf namazı (Kerahat vakti değilse) kılar. Birinci rekâtta Kafirun, ikinci rekâtta İhlâs sureleri Fatiha’dan sonra okunur. Daha sonra Kâbe’nin kapısının bulunduğu yerde (Buraya Mültezem adı verilir) Mültezem duası okunur. Mültezem’den sonra altınoluğun altında bulunan ve bir yay şeklinde duvarla çevrilmiş olan “HATİM” denilen yerde en az iki rekât namaz kılınır. Burası Kâbe’nin içinden sayıldığından dolayı burada kılınan namaz Kâbe’nin içinde kılınmış gibi olur. Namaz kıldıktan sonra Hatim’de okunacak duayı okur. Sonra bolca zemzem içilir. Mümkün olursa yeri ıslatmadan üzerimize ve bedenimize dökeriz. Sonrada zemzem duasını okuruz. Say Safa ile Merve tepeleri arasında yapılan yürüyüşe denilir. Bu yürüme Safa’dan Merve’ye dört, Merve’den Safa’ya üç geliş şeklindedir. Say Safa tepesinde başlar, Merve tepesinde biter. Safa’dan Merve’ye bir gidişe şavt denir. Bir say ise 7 Şavttan meydana gelir. Tekbir, Tehlil, Hamd ve salâvat getirerek Safa tepesine çıkılır ve Kâbe’yi görecek bir yerde durulur. Ve Umre sayı için niyet edilir. “Allahım senin rızan için Safa ve Merve arasında yedi Şavt umre sayımı yapmak istiyorum. Bu ibadeti bana kolay kıl ve kabul eyle” diyerek Say’a başlanır. Sonra Safa tepesinden Merve tepesine doğru yürümeye başlar. Dua kitabındaki say dualarını veya bildiği başka duaları okur. Tekbir, Tehlil, Salâvat ve Hamd getirir.

 

Safa-Merve arasındaki iki yeşil direk arasına geldiğinde “”HERVELE” yapılır. Hervele süratli çalımlı ve canlı şekilde yürümenin adıdır. Bu Hz. Hacer validemizin hatırasını canlandırmak için yapılır. Hervele say’ın her şavtının sünnetidir. Yedinci şavt Merve’de tamamlanınca Say duası yapılır . Say tamamlandıktan sonra, erkekler saçlarını dipten tıraş ederler veya kısaltırlar. Kadınlar ise saçlarından bir miktar keserler Saçları dipten tıraş etmeden veya kısaltmadan erkekler sakal tıraşı olamazlar. Elbiselerini giyemezler ve diğer ihram yasaklarını yapmazlar. İhramdan ancak saçlar tıraş edilmek suretiyle çıkılır. Erkekler saçlarını dipten tıraş eder veya kısaltırlar. Kadınlar ise saçlarının ucundan bir miktar keserler. Kısaltmada saçların uçlarından alınacak miktar, parmak ucu uzunluğundan daha az olmaz. Tıraş olduktan sonra umre ihramından çıkılmış olur. Hac için tekrar ihrama girinceye kadar eşiyle cinsel ilişki dâhil, bütün ihram yasakları kalkar. İhramdan çıkma aşamasına gelmiş ihramlı kimseler, birbirlerini tıraş edebilirler. Bu aşamaya gelmedikçe ihramlılar bir başkasını tıraş edemezler. Kıran ve ifrad haccına niyet edenler ihramlı kalmaya devam ederler. Bu aşamada kesinlikle ihramdan çıkamazlar.

 

Temettu haccına niyet etmiş olanlar böylece umrelerini bitirip ihramdan çıktıktan sonra, hac için ihrama girinceye kadar Mekke’de ihramsız olarak kalırlar. Bu günlerini mümkün mertebe iyi değerlendirmelidirler. Beş vakit namazlarını Harem-i Şerifte kılmaya ve fırsat buldukça bol bol nafile tavaf yapmaya özen göstermelidirler. Uzaktan gelenlerin nafile namaz kılmak yerine, nafile tavaf yapmaları daha uygundur. Tavaf ve namazın dışında Mescid-i Haram’da Kur’an-ı Kerim tilaveti, dua, zikir ve tembihatla meşgul olurlar. Hac için ihrama girinceye kadar böylece ibadetlere devam edilir. Zamanı gelince hac için ihrama girilip vakfe için Arafat’a çıkılır. Temettu haccına niyet edip de umresini yapmış ve böylece Mekke’de kalmakta olan hacı adayları uygulamada, hac için ihrama genellikle Zilhicce’nin sekizinci günü (Terviye günü) girmektedirler. Buna göre Zilhicce’nin sekizinci gününe gelindiğinde Mekke’deki evlerde, umre ihramında belirtildiği şekilde ön hazırlıklar yapılır. Kerahat vakti değilse, iki rekât ihram namazı kılınır. Sonra: “Allah’ım! Senin rızan için hac yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle.” diyerek niyet edilir. Arkasından telbiye getirilerek hac için ihrama girilir. Böylece tekrar ihram yasakları başlamış olur. Hac için ihrama girildikten sonra, Arafat’a çıkmadan önce nafile bir tavafın ardından haccın say’ı yapılabilir. Haccın say’ini bu şekilde önceden yapanlar artık “Ziyaret tavafı”ndan sonra say yapmazlar. Fakat sünnete uygun olan, haccın say’inin Ziyaret tavafından sonra ve ihramsız olarak yapılmasıdır. Bu şekilde ihrama girildikten ve arzu edildiği takdirde haccın say’ı yapıldıktan sonra kafile ile birlikte Arafat’a hareket edilir. İntikal esnasında telbiye, tekbir, tehlil, salâvat getirilir ve bol bol dua edilir. Bu mübarek günlerin bereketinden olabildiğince yararlanılmaya çalışılır.

 

Arafat’a varıp çadırlara yerleşilir. Hacı adayı bir süre istirahat ettikten sonra bütün varlığı ile Allah’a yönelip dua eder, telbiye, tekbir ve tehlil getirir, Kur’an okur, namaz kılar, günahlarına tevbe ederek gözyaşı döker, zikir ve tesbihle meşgul olur. Öğle vaktine kadar böylece ibadet etmeye devam eder. Öğle vaktine kadar çadırlarda ibadetle meşgul olunarak bu mübarek mekanın ve zamanın feyzinden ve bereketinden azami derecede istifade etmeye çalışan hacı adayı, öğleye doğru namaz için hazırlık yapar. Öğle ezanı okunduktan sonra öğle ve ikindi namazları birleştirilerek kılınır. Buna “Cem-i takdim” denir. Öğle ve ikindi namazı birleştirilerek şöyle kılınır: Ezan okunduktan sonra, önce öğlenin ilk sünneti kılınır. Sonra kamet getirilerek öğlenin farzı eda edilir. Selam verildikten sonra teşrik tekbiri getirilir. Arkasından tekrar kamet getirilerek ikindinin farzı kılınır. Selamdan sonra teşrik tekbiri getirilir. Böylece öğle ve ikindi namazı bir ezan ve iki kametle eda edilmiş olur. Bu iki farz namazı arasında başka namaz kılmak mekruhtur. Bu sebeple öğlenin son sünnetiyle ikindinin sünneti kılınmaz. Namazdan sonra Vakfe yapılır. “Vakfe”, durmak demektir. Arafat Vakfesi ise belirlenen zamanda hac için ihramlı olarak Arafat sınırları içinde bulunmaktır. Arafat vakfesi, haccın en önemli rüknüdür. Çünkü süresi içinde orada bulunamayanlar o sene hacca yetişememiş sayılırlar. Hz. Peygamber “Hac Arafat’tır” buyurmuştur. Arafat, Mekke’nin 25 km. Güney doğusunda bulunan geniş bir alanın adıdır. Arafat vakfesi bu alanda yapılır. Bu geniş alanın sınırları levhalarla gösterilmiştir. Arafat vakfesinin sahih olabilmesi için hac ihramına girmiş olmak ve belirlenen süre içinde Arafat’ta bulunmak gerekmektedir. Arafat vakfesinin zamanı, Zilhiccenin 9. günü, yani Arife günü öğleyin Güneş’in tepe noktasına gelip Batı’ya meyletmeye başladığı andan (Zeval vaktinden) bayramın birinci günü fecr-i sadık dediğimiz tan yerinin ağarmaya başladığı ana kadarki süredir. Bu süre içinde her ne halde olursa olsun (uykuda, baygın, vakfenin farkında olsun, ya da olmasın) bir an orada bulunan kimse vakfe farzını yerine getirmiş olur. Arife günü Arafat’ta öğle ve ikindi namazları birleştirilerek kılındıktan sonra ayağa kalkılarak kıbleye karşı dönülür.

 

Arafat duasının ayakta yapılması müstehaptır. Telbiye, tekbir, tehlil ve salâvat getirilir. Tevbe, istiğfar ve dua edilir. Esas olan herkesin içinden geldiği gibi dua etmesidir. Ancak isteyenler Dua kitabındaki Arafat Vakfesi duasını okuyabilirler. Bir süre bu şekilde vakfe yapılıp bol bol dua edildikten sonra hacılar Arafat’tan ininceye kadar kalan süreyi yine ibadet, dua ve zikirle değerlendirmeye çalışırlar. Arife günü hac ihramıyla Arafat’ta bulunmak, bir müslüman için en büyük nasiplerden biridir. Çünkü bu kutsal yerde ve bu mübarek zaman diliminde yapılan ibadetler geri çevrilmez. Bu itibarla müslüman Arafat’ta gönlünü her türlü dünyevi düşünce ve gailelerden arındırarak, bütün samimiyetiyle Allah’a yönelmeli, el açıp yalvarmalı, içine düştüğü günahları hatırlayıp gözyaşları içinde tevbe etmeli, af ve mağfiret dilemeli, kendisi, anne-babası, kardeşleri, çocukları, yakınları, milletinin fertleri ve tüm müslümanlar için içtenlikle dua etmelidir. Arafat’ta içinde bulunulan zaman diliminin her dakikasının çok büyük kıymeti vardır. Bu değerli vakitleri faydasız konuşmalarla, lüzumsuz meşguliyetlerle ve pek gerekli olmayan eş-dost ziyaretleri ile geçirip heba etmemelidir. Hele hele başkalarına sıkıntı ve eziyet vermekten, kötü söz ve davranışlardan, haklı bile olsa bir takım gereksiz tartışmalardan şiddetle sakınmalıdır. Bilinmelidir ki, bu mübarek yerde sevaplar nasıl kat kat olursa, günahlar da öylece katlanır. Güneş battıktan sonra Arafat’tan Müzdelife’ye intikal başlayacağından, akşama yakın gerekli şahsi hazırlıklar yapılır. Güneşin batmasıyla birlikte Arafat’tan Müzdelife’ye doğru hareket başlar. Kafileler belli bir plan dâhilinde yola çıkarlar. Akşam namazı, Müzdelife’de yatsı vaktinde, yatsı namazıyla birleştirilerek (cem-i tehirle) kılınacağı için, kendi vaktinde kılınmaz. Yolda yine telbiye, tekbir, tehlil, salâvat ve duaya devam edilir. Elden geldiğince bu kıymetli vakitler değerlendirilmeye çalışılır. Müzdelife’ye varınca yatsı vaktinde, akşam ve yatsı namazı birleştirilerek kılınır.

 

Yatsı vakti girip ezan okunduktan sonra kamet getirilerek ilk önce akşam namazı kılınır. Selam verdikten sonra teşrik tekbiri getirilir. Sonra ezan okunmadan ve kamet getirilmeden yatsının farzı kılınır. Selamdan sonra yine teşrik tekbiri getirilir. Böylece iki vaktin farzı bir ezan ve bir kametle eda edilmiş olur. Buna “Cem-i tehir” denir. Bundan sonra yatsının son sünneti kılınabilir. Daha sonra vitir namazı kılınır. Akşam ve yatsı namazları bu şekilde birleştirilerek kılındıktan sonra “vakfe” yapılacak zamana kadar ibadetle meşgul olunur. İhtiyaç varsa istirahat edilir. Şeytan taşlamada (cemaratta) atılacak taşlar toplanır. Bu taşların Müzdelife’den toplanması zorunlu değildir. Başka yerden de toplanabilir. Taşlar nohuttan büyük, fındıktan küçük olmalıdır. Taşların temiz olmama ihtimali varsa yıkanır. Müzdelife, Arafat ile Mina arasında ve Harem sınırları içinde kalan bir bölgenin adıdır. Müzdelife’nin sınırları levhalarla belirtilmiştir. Müzdelife’de vakfe yapmak haccın vaciplerindendir. Müzdelife vakfesi, bayram gecesi, gece yarısından itibaren güneşin doğuşuna kadarki süre içerisinde yapılır. Bu süre içinde her ne halde olursa olsun kısa bir an burada bulunan kimse vakfe görevini yerine getirmiş sayılır. Ancak sünnete uygun olan, Müzdelife vakfesinin sabah namazından sonra yapılmasıdır. Şu kadar var ki, izdiham sebebiyle belirtildiği gibi gece yarısından sonra vakfe yapıp ayrılmakta bir sakınca yoktur.

 

Yukarıda belirtilen süre içerisinde, Arafat vakfesinde olduğu gibi, telbiye, tekbir, tehlil, salavat getirilir ve dua edilir. Asıl olan herkesin içinden geldiği gibi dua etmesidir. Ancak isteyenler Dua kitabındaki “Müzdelife Vakfesi Duası”nı okuyabilirler. Müzdelife vakfesinden sonra Mina’ya hareket edilir. Kafileler belli bir plan çerçevesinde yola çıkarlar. Yol boyunca telbiye, tekbir ve tehlile devam edilerek Mina’da kalınacak çadırlara gelinir. İsteyenler burada bir müddet istirahat edip ihtiyaç giderirler. Daha sonra izdihamın olmadığı uygun bir zamanda Büyük Şeytanı (Akabe Cemresini) taşlamak üzere şeytan taşlama (cemarat) mahalline gidilir. Uygulamada Türk hacıları genellikle akşam namazından sonra taşlamaya götürülmektedir. Bayramın 1,2,3 ve 4 üncü günlerinde Mina’da bulunan ve “Büyük Şeytan-Akabe Cemresi”, “Orta Şeytan-Orta Cemre” ve “Küçük Şeytan-Küçük Cemre” diye adlandırılan üç taş kümesine usûlüne uygun olarak taş atmak haccın vaciplerindendir. Bayramın birinci günü Büyük Şeytana 7, ikinci, üçüncü ve dördüncü günlerinde ise her üç şeytana yedişerden 21′ er taş atılır. Taşlama küçükten büyüğe doğru yapılır. Ancak, Mina’da kalınmadığı takdirde dördüncü günü taş atılması gerekmez. Uygulamada bayramın dördüncü günü Mina’da kalınmadığı için bu gün taş atılmamaktadır.

 

Şeytan taşlama; kötülükleri, haksızlıkları, zulmü ve zorbalığı bir protesto anlamı taşır. Şeytan taşlayan hacı, bu hareketiyle şeytana, şeytanın yoluna uyanlara ve bütün kötülüklere karşı çıkışını sergilemiş ve kendisinin de bundan böyle asla şeytana uymayacağını ortaya koymuş olmaktadır. Taşların atıldığı kümeye yaklaşarak, atılacak taş, sağ elin baş ve şehadet parmaklarının uçlarıyla tutulur. “Bismillah, Allahu ekber rağmen li’ş-şeytani ve hizbih” diyerek atılır. Taşların her biri ayrı ayrı atılmalıdır. Hepsi birden atılırsa tek taş atılmış sayılır. Taşlar, kümelerin üzerine veya kümeleri kuşatan havuzlara düşecek şekilde atılmalıdır. Bayramın birinci günü, Büyük Şeytana tarif edildiği şekilde “7” taş atılır. Atılan ilk taşla birlikte telbiyeye son verilir. Birinci günkü taşlamanın zamanı gece yarısından itibaren başlar, bayramın ikinci günü tan yeri ağarıncaya kadar devam eder. Bayramın ikinci günü, küçüğünden başlanarak her üç şeytana 7’şerden toplam 21 taş atılır. İkinci günkü taşlama zeval vaktinde yani öğleyin güneşin tepe noktasına gelip batıya yönelmesiyle birlikte başlar, gece tan yeri ağarıncaya kadar devam eder. Bayramın üçüncü günü de ikinci günde olduğu gibi küçük şeytandan başlamak üzere her üç şeytana 7’şerden toplam 21 taş atılır. Üçüncü günde taşlamanın zamanı zeval vaktinden yani öğleyin güneşin tepe noktasına gelip batıya yönelmesiyle birlikte başlar, gece tan yeri ağarıncaya kadar devam eder. Bayramın dördüncü günü tan yeri ağarıncaya kadar Mina’dan ayrılmamış olanlar, tan yerinin ağarmasından itibaren güneş batıncaya kadar her üç şeytana “7”şerden toplam 21 taş daha atarlar.

 

Tan yeri ağarmadan Mina’dan ayrılanların bu günün taşlarını atmaları gerekmez. Uygulama da böyledir. Taşlamalarda, çok kalabalık olan gündüzün izdihamlı saatleri yerine, tenha olan gece saatleri, ya da akşam saatleri tercih edilmelidir. Küçük ve orta şeytanlara taş atıldıktan sonra, mümkünse bir kenara çekilip dua edilir. Büyük şeytana taş atıldıktan sonra beklenmez, orası hemen terk edilir. Gücü yetenlerin taşları bizzat kendilerinin atmaları gerekir. Vekâlet vererek başkasına attıramazlar. Hastalık, yaşlılık ve sakatlık gibi mazeretlerle taşları bizzat kendisi atamayacak durumda olanlar, vekâlet vererek taşları bir başkasına attırırlar. Vaktinde atılamayan taşların, bayramın dördüncü günü güneş batıncaya kadar atılması vaciptir. Atılmadığı takdirde ceza gerekir. Temettu ve Kıran haccı yapanların, hac kurbanı (şükür hedyi) kesmeleri vaciptir. Her ne kadar sünnete uygun olan, hac kurbanının, büyük şeytana taş attıktan sonra kesilmesi ise de, taş atmadan önce de kesilmesi mümkündür. Hac kurbanı, Harem Bölgesi sınırları içerisinde, bayramın birinci günü tan yerinin ağarmaya başlamasından itibaren kesilir. Hac kurbanının etinden sahibi dâhil herkes yiyebilir. Temettu ve Kıran haccı yapanlar, Kurban kesme imkânı bulamazlarsa bunun yerine on gün oruç tutarlar. Bu on gün orucun üç günü, hacdan önce ve hac ihramına girdikten sonra (Mekke’de) tutulur. En uygunu 7, 8 ve 9. Zilhicce günlerinde tutulmasıdır. Geri kalan yedi gün ise, bayramın dördüncü gününden sonra olmak üzere, hacdan sonra tutulur. Bu yedi günün memlekete döndükten sonra tutulması daha uygundur. Bunların peş peşe tutulması şart değildir.

 

Hacılar, Kurban Bayramında şartlarını taşıyan her müslümanın kesmekte olduğu kurbanı (Udhiyyeyi) kesmek zorunda değillerdir. Fakat sevap kazanmak için nafile olarak kesebilirler. Nafile olarak bu kurbanı kesmek istedikleri takdirde vekâlet vererek memleketlerinde kestirmeleri daha uygun olur. Bayramın birinci günü Büyük şeytana taş atılıp kurban kesildikten sonra tıraş olup ihramdan çıkılır. Her ne kadar sünnete uygun olan, önce Büyük Şeytana taş atmak, sonra kurban kesmek, daha sonra da tıraş olup ihramdan çıkmak ise de, taş atmadan, ya da kurban kesmeden önce de tıraş olup ihramdan çıkmak mümkündür. Umre ihramından çıkış konusunda da anlatıldığı gibi, ihramdan çıkmak için erkekler saçlarını dipten tıraş eder veya kısaltırlar. Kadınlar ise saçlarının ucundan bir miktar keserler. Böylece hac ihramından çıkışın birinci aşaması gerçekleşmiş olur. Buna “ilk tehallül” denir. Bu aşamada eşiyle cinsel ilişki dışında bütün ihram yasakları kalkar. Cinsel ilişki konusundaki yasak ise, ancak Ziyaret tavafından sonra kalkar. Ziyaret tavafı, haccın farzlarındandır. Haccın iki rüknünden birisidir. Buna “İfada tavafı” da denir. Ziyaret tavafının vakti, bayramın ilk günü gece yarısından itibaren başlar, ömrün sonuna kadar devam eder. Uygulamada ziyaret tavafı, tıraş olup ihramdan çıktıktan sonra yapılmaktadır. Ziyaret tavafının, bayramın ilk üç gününde yapılması usûle uygun ise de, daha sonraki günlerde de yapılabilir Önce, “Allah’ım! Senin rızan için ziyaret tavafı yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle” diyerek niyet edilir. Daha sonra Hacer-i Esved hizasına gelerek “Tavafın Yapılışı” konusunda anlatıldığı gibi tavafa başlanır ve yedi şavtla tavaf tamamlanır. Tavaf tamamlandıktan sonra belirtildiği şekilde tavaf namazı kılınır. Böylece haccın ikinci rüknü de tamamlanmış olur. Ziyaret tavafının tamamlanmasıyla hac ihramından çıkışın ikinci aşaması da gerçekleşmiş olur. Buna “ikinci tehallül” denir. Böylece eşiyle cinsel ilişki yasağı da ortadan kalkmış olur. Ziyaret tavafının, tıraş olup ihramdan çıktıktan sonra yapılması sünnete daha uygundur.

 

Özel hallerinde bulunan kadınlar, ziyaret tavafını bu halleri sona erinceye kadar ertelerler. Arafat’a çıkmadan önce haccın say’ini yapmamış olanlar, ziyaret tavafından sonra bu say’i yaparlar. Say yapmak, haccın vaciplerindendir. Arafat’a çıkmadan önce haccın say’ini yapmamış olanlar ziyaret tavafının ardından, “Allah’ım, Senin rızan için hac say’ini yapmak istiyorum, bunu kolaylaştır ve kabul eyle” diye niyet ederek daha önce “Say” konusunda belirtildiği şekilde hac say’ini yaparlar. Hac say’inin, tıraş olup ihramdan çıktıktan sonra yapılması sünnete daha uygundur. Bundan sonra hacı, Mekke’de kaldığı süre içinde beş vakit namazı Harem-i Şerif’te kılmaya özen gösterir. Bol bol nafile tavaf yapar. Mekke’den ayrılacağı sırada da “Veda Tavafı” yapar. Hacca uzaklardan yani Mikat sınırları dışından gelmiş olanların (Afakîlerin) Mekke’den ayrılmadan “Veda Tavafı” yapmaları vaciptir. Bu, hacıların hacla ilgili olarak yapacakları son görevdir (nüsüktür). Buna “Sader Tavafı” da denir. Veda Tavafı, “Allah’ım! Senin rızan için Veda tavafı yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle” diye niyet edilerek tıpkı diğer tavaflar gibi yapılır. Tavafın arkasından, tavaf namazı da kılındıktan sonra çokça dua edilir, af ve mağfiret dilenir. Gözyaşı dökülür. Nihayet ayrılığın üzüntüsü içinde gözyaşlarıyla Kâbe’ye ve Mescid-i Harama veda edilir. Ziyaret tavafından sonra herhangi bir nafile tavaf yapılıp veda tavafı yapılmadan Mekke’den ayrılma durumunda kalınmışsa, yapılan bu nafile tavaf, veda tavafı sayılır. Özel hallerinde bulunan kadınlar, bu durumları sona ermeden Mekke’den ayrılmak zorunda kalırlarsa, veda tavafı yapmazlar, bundan dolayı bir ceza da gerekmez.


İhram, hac ve umre dışında yapılması mubah olan (koku sürünmek, tırnak kesmek, tıraş olmak gibi) bazı şeyleri kendisine haram kılmaktır. Bu da niyet etmek ve telbiye ile gerçekleşir. Bu ihramla hac veya umre başlamış olur. İhrama girmek için elbiselerimizi çıkarırken: “Ya Rabbi! Ben üzerimdeki elbiseleri çıkarabiliyorum ama günah kirlerimi çıkaramıyorum. Onları da sen rahmetinle üzerimden at ya Rabbi” diye kalbinden geçirir. İhram elbisesine bürünürken: “Ya Rabbi! Ben edep yerlerimi kapatıyorum ama günah ayıplarımı kapatamam. Onları da sen rahmetinle kapat ya Rabbi” der. Kefene sarılan bir ölü gibi. Ölü bir şey yapamadığı gibi ihramlı da bir kılını dahi koparamaz. Ameliyathaneye alınan hasta artık evinden ve yakınlarından uzak tutulur. Ona ameliyat hazırlığı yapılır ve ameliyat elbiseleri giydirilir. İhram bu manada manevi ameliyat için giydiğimiz ameliyat elbisemizdir.

İhrama Nasıl Girilir?

İhrama, “Niyet” ve “Telbiye” ile girilir. “Niyet” ve “Telbiye” ihramın rükünleridir. Bunlar olmadan ihrama girme gerçekleşmez. Niyet “Allah’ım umre yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle” diye niyet edilir. Telbiye (Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk, innel hamde ve’n-ni’mete leke ve’l mülk lâ şerike lek) demektir. “Allah’ım! Davetine icabet ediyorum. Emrine boyun eğiyorum. Bütün varlığımla sana teslim oldum. Senin hiçbir ortağın yoktur. Tekrar tekrar davetine icabet ediyorum. Şüphesiz hamd sana mahsustur. Nimet senindir mülk de senin… Senin hiçbir ortağın yoktur.”

Böylece niyet edilip telbiye söylenince ihrama girilmiş olur. Ancak ihrama girmeden önce, sünnet ya da müstehap olarak yapılması gereken hususlar vardır. İhrama girerken bunlara da riayet edilmelidir. Buna göre: İhrama girmek isteyen kimse, ön hazırlık olarak tırnaklarını keser. Gerekiyorsa koltuk altı ve kasık kıllarını temizler, saç ve sakal traşı olup bıyıklarını düzeltir. Mümkünse gusleder. Bu gusül temizlik amacıyla yapıldığı için özel durumda olan bayanlar da guslederler. Gusül mümkün olmadığında abdest alır. Varsa güzel koku sürünür. Giymekte olduğu normal giysilerini ve iç çamaşırlarını (atlet ve kilotunu) çıkarıp, sadece “izar” ve “rida” denilen iki parça ihram örtüsüne sarınır. Başını açar, çoraplarını ve ayakkabılarını çıkarır. Terlik ve benzeri şeyler giyer. Bayanlar normal kıyafetlerini değiştirmezler. Bundan sonra, kerâhat vakti değilse iki rek’at “ihram namazı” kılar. Namazdan sonra yukarıda belirtildiği şekilde niyet eder. Arkasından da yüksek sesle telbiye söyler. Bayanlar telbiye söylerken seslerini yükseltmezler. Niyet ve telbiye’nin yapılmasıyla ihrama girilmiş ve “ihram yasakları” başlamış olur. İhrama giren kimseye, ihramlı olduğu sürece “muhrim” denir.

Kadınların İhramı İhrama girme konusunda kadınlar da erkekler gibidir. Ancak kadınlar normal elbise ve kıyafetlerini değiştirmezler. Çorap, ayakkabı ve eldiven giyebilirler. Başlarını örterler. Fakat yüzlerini açık bırakırlar. Telbiye ve tekbir getirirken, dua ederken seslerini yükseltmezler. Özel hallerinde bulunan kadınlar ihrama girerken şu hususu dikkate almalıdırlar: Şayet adetleri bitmeden Arafat’a çıkmak zorunda kalacaklarsa, ifrad haccına niyet etmelidirler.

İhrama Nerede Girilir?

Mekke çevresinde ihrama girmek için belirlenmiş noktalar vardır. Bunlardan her birine “mikat” denir. Mikat sınırlarının dışından hacca veya umreye gelenler bu sınırları ihramsız olarak geçemezler. Buna göre: a. Doğrudan Mekke’ye gidecek olan hacı adayları, uçaklar Cidde’ye indiği ve Cidde de mikat sınırları içinde bulunduğundan, uçağın kalkacağı havalimanında veya evlerinde ihrama girerler. Gerektiğinde uçak mikat sınırını geçmeden uçak içinde de girilebilir. Ancak pratikteki zorluğu sebebiyle uçakta ihrama girme tercih edilmemelidir. b. Hacdan önce Medine’ye gidecek olan hacı adayları, Medine’de kaldıkları evlerde veya Mekke yolu üzerinde Medine’ye 11 km. uzaklıkta bulunan “Zül-Huleyfe” (Ebyâr-i Ali)’ de ihrama girerler. Hac veya umre yapacak olanların mikat sınırını ihramsız olarak geçemeyeceklerini belirtmiştik. Mikat sınırını ihramsız olarak geçtikten sonra ihram giyenlere ceza gerekir. Bu durumda olanlar henüz hac ve umre ile ilgili görevlerden birini yapmadan, herhangi bir mikat sınırına dönerek yeniden ihrama girerlerse ceza düşer.

İhram Yasakları İhrama giren kimse için bazı iş ve davranışlar yasaktır. Bunlara “ihram yasakları” denir. Bu yasaklar ihrama girildiği andan, yani niyet ve telbiye anından itibaren başlar, ihramdan çıkıncaya kadar devam eder. İhramlı kimsenin “ihram yasakları” na uyması vaciptir. Yasakları ihlal edenlere, yasağın çeşidine ve ihlal biçimine göre değişen cezalar gerekir. İhramlı için yasak olan şeyler şunlardır: Cinsel ilişkiye girmek veya sevişmek, öpüşmek, oynaşmak…. Gibi cinsel ilişkiye götüren davranışlarda bulunmak. Şehevi duyguları tahrik edici şeyleri konuşmak. Tırnak kesmek, saç sakal tıraşı olmak, vücudun herhangi bir yerindeki kılları koparmak veya kesmek, saç sakal ve bıyıkları yağlamak, boyamak, saçlara biryantin veya jöle sürmek, kadınlar oje ve ruj kullanmak, vücuda veya ihram örtüsüne koku sürmek ve parfüm kullanmak. Elbise giymek, başı ve yüzü örtmek, eldiven, çorap, topuklu ayakkabı giymek. Kadınlar normal giysilerini çıkarmazlar. Ancak ihram süresince yüzlerini açık bulundururlar.
Harem denilen bölgenin (Mekke ve çevresinin) bitkilerini kesmek, koparmak. (Harem bölgesinin bitkilerini kesmek, koparmak ihramsız olanlar için de yasaktır.) Başkalarına zarar vermek, kavga etmek, sövmek, kötü söz ve davranışlarda bulunmak.

İhramlı için şunlar yasak değildir:

İhramlının yıkanması, kokusuz sabun kullanması, diş fırçalaması, diş çektirmesi, kırılan tırnağı ve zarar veren bir kılı koparması, kan aldırması, iğne yaptırması, yara üzerine sargı sardırması, kol saati, yüzük ve bilezik takması, kemer kullanması, omuza çanta asması, yüzü ve başı örtmeden üzerine battaniye, pike ve benzeri şeyler alması, palto ve benzeri giysileri giymeksizin omuza alması yasak değildir.
İşte, usulüne göre ihrama giren hacı adayları, ihram yasaklarına riayet ederek, telbiye, tekbir, tehlil ve salâvat-ı şerife söyleyerek, Mekke’ye ulaşırlar. Harem bölgesine ulaştıklarından dolayı dua ederler. İsteyenler Dua kitabındaki Mekke’ye Girişte Okunabilecek duayı okuyabilirler.
Evlere yerleşip dinlendikten sonra fazla vakit geçirmeden telbiye ve tekbir getirerek Harem-i Şerif’e giderler. Kâbe’yi görünce telbiyeyi kesip tehlil ve tekbirlerle dua ederler. Daha sonra “Umre tavafı” nı yaparlar.